| |
|
KOKPİT

Vettel'in Zaferi ve Sonuçları
 |
16.09.2008
Poyraz Savcı
|
 |
Sebastian Vettel Monza’da tarihi bir hafta sonu geçirdi. En genç pole pozisyonu ve ardından en genç zafer kazanma ile F1 tarihine geçti. Bununla da kalmadı, tarihi Monza’da Ferrari dışında bir İtalyan otomobili ile ve McLaren gibi güçlü bir rakibi arkasında tutarak zafere ulaştı. Vettel bu zaferi güçlü takımların sıralama turlarında geride kalmasıyla değil, herkesten daha iyi bir iş çıkarttığı için kazandı. Yarışta şansı da kendisine çok yardım etti: Yarışa güvenlik aracının arkasında başlaması, hareketli startın kontrolünü ele geçirmesine yaradığı gibi, yoğun bir su bulutunda en önde olması çok önemliydi. Bir başka şansı da, ikinci pit molasını pistin hızla kurumakta olduğu 36. turda alması ve geçiş lastiklerine dönmesiydi. Aksi takdirde 30. turda geçiş lastiklerine dönen Fernando Alonso’nun kendisini yakalaması işten bile değildi. Tabii yarışın son bölümünde beklenen şiddetli yağmurun gelmemesi de Vettel’in bir başka şansıydı. Eğer o yağmur gelseydi, damalı bayrağı ilk görenin de Lewis Hamilton olacağı belliydi.
Vettel bu arada bir yağmur uzmanı olduğunu da kanıtladı. Puanla bitirdiği Monako’da 5., Kanada ve Almanya’da 8., Valencia’da 6., Belçika’da 5. ve İtalya’da 1 oldu. Bu yarışlardan Monako, Belçika ve İtalya çok zorlu pist koşullarında geçti. Toro Rosso da genlerindeki Minardi DNA’sıyla elde ettiği bu zaferle, Jordan’ın Ford motoruyla 2003’te Brezilya’da kazandığı zaferden sonra podyuma birinci olarak çıkan ilk bağımsız takım oldu.
Vettel elindeki bu önemli zaferle seneye “asıl takım” Red Bull’a gidiyor ve henüz kariyerinde GP zaferi olmayan Mark Webber’in altında yarışacak. Bu da bence çok ilginç bir durum oluşturacak. Ayrıca Red Bull’u ve özellikle Adrian Newey’i 2009’da çok ciddi bir gelişme bekliyor.
Monza podyumunda uzun bir süre sonra Alman ve İtalyan ulusal marşlarını dinlemek bir nostalji oldu! Tabii akıllara hemen Vettel’in F1’in “yeni Schumacher’i” mi olduğu sorusu geldi. Bu konuya da Vettel kendisi noktayı koydu ve “Michael Abisi” ile kıyaslanmasının çok yanlış olduğunu söyledi.
Gelelim Toro Rosso’nun elde ettiği bu zaferin yol açması olası tartışmalara. Öncelikle “asıl takım” Red Bull’u klasmanda 1 puanla geçmesi tartışılacak. Asıl önemlisi ise, sezon başı tartışmalara ve Force India F1’in tahkim tehditlerine neden olan, Toro Rosso’nun STR3 şasisi gündeme gelecektir. Bilindiği gibi STR3 ile Red Bull’un RB4 şasileri Red Bull Technology’nin üretimi ve birbirinin tıpa tıp aynı. Aradaki tek fark, ana takımın Renault RS27 motorunu, Toro Rosso’nun ise Ferrari’nin 056 motorunu kullanıyor olması. Daha önce Ferrari motoru kullanan Red Bull’un bu kontratı Toro Rosso’ya devrederek, Renault’ya geçme kararının ne denli doğru olduğu da şimdi sorgulanıyor. Özellikle düşük downforce gerektiren Monza’da beygir gücünün ön plana çıkması ve Ferrari motorunun Renault’dan çok daha yüksek beygir gücüne sahip olduğu düşünüldüğünde, bu sonucun Red Bull Racing için bir utanç kaynağı olduğu da akla gelebilir. Tabii otomobillerin piste uygun ayarlarını da unutmamak ve Toro Rosso Teknik Direktörü Giorgio Ascanelli ve ekibine krediyi teslim etmek gerekir.
Toro Rosso’nun bu başarısı ve hızla artan performansıyla elde ettiği zafer, takımın gelecekte sponsor bulmasına da ciddi katkı sağlayacağı gibi, takımın yüzde 50 hissesini satmak isteyen Dietrich Mateschitz’e de potansiyel alıcıların oluşmasına neden olacaktır. Tabii Red Bull’un tüm faturalarını ödeyen Mateschitz, küçük bir bağımsız takımın büyük organizasyonu nasıl olup da geçtiğini öğrenmek isteyecektir.
Bu arada Toro Rosso’nun zaferi, sezon başında gündemde olan “tahkim” konusunu tekrar canlandırabilir. Bağımsız takımlardan Williams fazla ses çıkartmasa da, Force India F1 sesini tekrar yükseltebilir. Bilindiği gibi şasi tedariki konusundaki kurallar, 2007 sonunda geçerliliğini kaybeden eski Concorde Anlaşmasında yer alıyordu. Ancak, bir türlü yenilenemeyen Concorde yerine takımlar bazı önemli konularda aralarında bir tür anlaşmaya vardılar. İsteyen takımın bu yıl müşteri olarak şasi temin etmesine, ancak 2010’dan itibaren üretici takım olmayı taahhüt etmesinin bu anlaşmada yer aldığı daha önce medyada yayınlandı. Bu anlaşmanın, Toro Rosso’nun yarış kazanan değil, son sıraların takımı olduğu, puan alarak orta sıralara çıkmasının kimsenin aklına bile gelmediği bir dönemde tasarlandığı da bir gerçek.
Vettel’in Monza’daki zaferi sonucu ve Toro Rosso’nun kalan 4 yarışta puan almayı sürdürmesi halinde, alt sıralarda kalan takımlar (buna Red Bull da dahil) F1’in 2008 ticari gelirlerinden daha az pay alacaklar. Bazıları da yenisi imzalanana kadar eski Concorde’un geçerli olmasını isteyecektir. Bu takımlar argümanlarında başarılı olurlarsa, hemen tahkime gideceklerdir. Uzun dönemde tahkim Toro Rosso’nun aleyhine bir karar da alabilir. Ancak, sezon başındaki tahkim tehdidinde Red Bull’un 4 milyon dolar ödeyerek, Force India F1’i satın alarak susturmuş olduğunu da unutmamak gerek.
GP2’nin 2008 Sınıfından Mezun Yok
GP2 2008 sezonu bitti ve Giorgio Pantano son yarışta puan alamadan şampiyonluğunu ilan etti. Ancak, McLaren Patronu Ron Dennis, son derece rekabetçi mücadelelere karşın GP2’nin 2008 sınıfında başarılı olan bir pilot göremediğini söyledi. GP2 Asya serisini Şampiyon olarak bitiren Romain Grosjean’ın çok yetenekli bir isim olması ve GP2 sezonunu da domine etmesi beklenirken, Pantano ile birlikte Bruno Senna ve Lucas di Grassi öne çıktı. Daha önce Nico Rosberg, Nelson Piquet, Lewis Hamilton ve Timo Glock gibi isimleri Formula 1’e taşıyan GP2’nin bu sezonundan mezun olabilecek bir ismin çıkması zor görünüyor. |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |