| |
|
KOKPİT

Who Let The Dogs Out?
 |
15.05.2008
Poyraz Savcı
|
 |
Baha Men adlı grubun üne kavuşturduğu "Who Let The Dogs Out?" (Köpekleri kim dışarı saldı?) şarkısı Pazar günü İstanbul Park'ın Medya Merkezinde bir grup hınzır yabancı gazetecinin ağzına sakız oldu. Bruno Senna'nın köpeğe çarpma anının ekranlara gelmesinden hemen önce ve sonrasında kameranın izlediği ikinci (şanslı) köpek görüntüye girdiği an arkalardan birisi yüksek sesle bu şarkıyı söylemeye başladı ve diğerleri de ona katıldı. Zaten her fırsatta öküzün altında buzağı arayan bu gazetecilerin eline istemeden de olsa yine bir koz verdik.
Bence 2008 Türkiye GP'sine Pazar günü köpekler başta olmak üzere, izleyici sayısı ve tabii Felipe Massa'nın "Türkiye Üçlemesi" damgasını vurdu. İstanbul Park Pistini çevreleyen tribünler ve açık alanların tümü dikkate alındığında, geçen üç yıla oranla inanılmaz düşük bir katılımın olduğu gözleniyordu. Sabah yapılan ve Formula 1 destek yarışı olan GP2 Serisinin ikinci yarışında piste iki köpek girdi ve bunlardan birisi, canı pahasına da olsa Bruno Senna'nın yarışını bitirdi. Herşeyden önemlisi bu köpeklerin, girişlerde "sinek bile uçurtmayan" yüzlerce görevliye rağmen, pistin hem de yarış çizgizine kadar nasıl girmiş olmalarıydı. Öğleden sonra yapılan ve "köpeksiz" geçen F1 yarışını ise, Red Bull'un başarılı GP yayını "Red Bulletin"in de öngördüğü gibi Felipe Massa peş peşe üçüncü kez kazandı ve aynı pistte ardarda üç yarış kazanan pilotlar arasına girmiş oldu. Massa İstanbul Park'ı çok sevdi, tabii buradaki şansı da onu üç yıldır bırakmıyor. Yarıştan sonra Padok'ta müthiş bir keyifle dolaşan Massa'nın babası da etrafına öğrendiği birkaç Türkçe kelimeyle duygularını anlatıyordu.
Ağustos 2005'te yapılan ilk Türkiye GP'sinde, Pazar günkü izleyici katılımının 180 bin cıvarında olduğu yetkililerce açıklanmıştı. Ağustos 2006'da ise bu sayının (Pazar günü) 80 bin dolaylarında olduğu medyada yayınlandı. Yine Ağustos ayında geçen yıl (2007) yapılan yarışta ise (Pazar günü) katılımın ancak 45 bin dolayında olduğu belirtildi. Geçen yıl daha sezon bitmeden yayınlanan 2007 takviminde, Türkiye GP'si Mayıs ayına alındı diye çok büyük bir çoşku yaşandı ve okulların henüz tatil olmadığı bu dönemde izleyici sayısında çok ciddi bir artış olacağı bildirildi. Pazartesi günü ülkemizde ve Avrupa'da yayınlanan yayın organlarına göre bu yılki katılımın 30 bin cıvarında olduğu ortaya kondu. Üstelik bu sayının çoğunluğunun da Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Polonya'dan geldiği kaydedildi. Türk izleyici sayısının hızla düşmesinin ana nedeni bilet fiyatlarının çok yüksek olması olarak verilebilir. Bence bu düşüşte bir başka faktör de rol oynamış olabilir. İlk yıl çok büyük bir merakla piste gelenler, daha sonra televizyondan izlemenin avantajları ile gelmemiş olabilirler.
TEM'e ineklerin girdiği bir ülkenin F1 pistine köpeklerin girmesi normal midir?
GP2 Serisinin ikinci yarışına 15. sıradan başlayan Bruno Senna, mükemmel bir performansla ve üstüste attığı en hızlı tur zamanlarıyla 6. sıraya yükselmişken aniden önünde bir köpek belirdi ve zaten o anda da olay bitti. Kazada Senna şanslıydı, ancak köpeğin hiç bir şansı yoktu ve yaşamını yitirdi. Senna pit alanında bir yandan öfkeyle, bir yandan da üzüntüyle bağırıp duruyordu. Evet, 2006'da bir podyum fiyaskosu ile dünya kamuoyununun gündemine oturmuştuk. O rezaletin yankıları hala devam ediyor ve özellikle Mike Doodson adlı veteran İngiliz Formula 1 gazetecisi Türkiye GP'si ile ilgili yazısının girişinde, hala nereden kaynaklandığı anlaşılamayan bir nefret ve kini ortaya döküyordu. Bu köpek meselesi de artık yıllarca konuşulur.
Köpek skandali ile, önyargılı yabancı basın mensuplarına bir de F1 pilotu eklendi. Kazaya haklı olarak çok kızan Red Bull'dan Mark Webber, biraz da unutkanlığının kurbanı oldu ve Grand Prix Pilotlar Derneği üyesi sıfatıyla olayı şu sözlerle eleştirdi: "Tabii köpek için çok feci bir sondu, ama Senna için de feci olabilirdi. Pistin farklı iki köşesinde iki ayrı köpek vardı. Çok muazzam bir mekan olduğunu kabul ediyorum, ama böylesine tehlikeli bir ortamda her köşenin çok sıkı kontrol edilmesi gerekirdi. Çok çok tehlikeli bir olaydı. Bu (Türkiye) ülkelerin öğrenmeleri gerek. Böyle bir olayı İngiltere'de veya başka bir yerde göremezsiniz". Yanılıyorsun Mark Webber, çünkü daha da vahimi hem İngiltere'de, hem Almanya'da, hem de senin ülken Avustralya'da yaşandı. Üstelik İngiltere ve Almanya'da piste girenler "iki ayaklı" yaratıklardı. Hafızan belki seni yanıltıyor olabilir, ama anımsatmakta yarar var:
1993'te Adelaide'de yapılan Avustralya GP'sinin ilk gününde piste bir kanguru fırladı. Neyse ki o anda pistte aktivite henüz başlamamıştı. Ama daha da beteri 2003'te İngiltere'de yaşandı ve üstelik Mark Webber de Jaguar ile o sırada pistteydi. 20 Temmuz 2003'te yapılan İngiltere GP'sinde piste herhangi bir hayvan değil ama bir adam fırladı. Yeşil bir kilt (İskoç erkeklerin giydiği eteklik) giyen ve elinde ne olduğu anlaşılamayan bir pankart taşıyan Cornelius Horan adlı bir papaz, Hangar düzlüğünde, Chapel Virajından çıkıp gelen otomobillerin üzerine doğru koşmaya başladı. Bazı otomobiller sağa ve sola manevra yaparak bu kişiye çarpmaktan kurtuldular. Sonunda bir pist hakemi göstericiyi yere indirdi ve polise teslim etti. Cornelius Horan'ın da adı daha sonra "Silverstone Papazı"na çıktı ve daha sonra Yunanistan'da yapılan olimpiyatlarda bir kez daha bu gösterisine kalkışınca Atina hapisanesinin yolunu tuttu. Bu tür pist ihlallerin örneklerini arttırmak mümkün. Hatta pilot ölümüyle sonuçlananları bile var.
Padokf1.com'da konuyla ilgili yayınlanan haberin altına yazılan bir okuyucu yorumu ise işin bir başka boyutunu acı bir şekilde gözler önüne seriyor: "Burada yetkilileri kınamak ve suçlamak istemiyorum, ama yetkililer kaçak seyirci girmesin diye kapılara teknolojik aletler yığıyor, ama donlarının arkasındaki yırtıktan haberdar değiller maalesef. Ben uçuk bilet fiyatlarını bir kenara bırakın, konaklamanın tonlarca paraya malolduğu İstanbul'da yarış izleyemedim. Bakıyorum da bir köpek kadar bile olamadım; hem bedava izledi, hem de F1 uğruna canından oldu. Acaba ben F1 uğruna canımı feda edebilir miyim?"
Böylece bir Türkiye GP'si daha geride kaldı. Köpekleriyle ve yerel izleyici sayısındaki dramatik düşüşüyle bu iş nereye kadar gidecek bilemeyiz. Ama daha önce gördüğüm bir filmi İstanbul'da tekrar görmeyi de inanın hiç istemiyorum: Almanya sınırları içindeki Nurburgring Pistinde iki kez "Lüksemburg GP"sine gitmiştim... |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |