| |
|
KOKPİT

"The Chain"
 |
23.03.2008
Orkun Özener
|
 |
Hava sıcaklığı 31C, pist sıcaklığı 46C rutubet ise yüzde 72… Yarış boyunca alınan bu ortalama verilere bakınca, arkanızda çalışan 20.000 devir sınırına dayanmış bir motorla birlikte pek de iç acıcı bir durum olmadığı ortada. Kokpitin içerisinde oturan pilotların biraz rahatlaması için tek şansları ise 15. viraj öncesi düzlükte araç hızından dolayı oluşan 300 km/st’lik yapay rüzgarın keyfini çıkartmak... Ta ki frene basana kadar.
Avustralya ve Malezya’da iklim nedeniyle ortaya çıkan aşırı sıcaklık sorunları Formula 1 severlerin yabancı olmadığı bir konu. Ek olarak Malezya’ya gelirken Ferrari ile Honda’nın side-podların üzerine yeni çıkışlar açmış olması, Padok’ta göze çarpan soğutma önlemlerinden sadece biriydi. Ancak bir Ferrari motoru kullanan Toro Rosso’nun birbirini takip eden iki yarışta da, yarışın ikinci yarısında problem yaşamasının oldukça kayda değer olduğunu düşünüyorum. Vettel ve Bourdais ile birlikte bence orta kısmında en iyi pilot ikilisinden birine sahip olduğunu düşündüğüm Toro Rosso’nun, önümüzdeki sene Red Bull tarafından elden çıkarılacağını da düşündüğümüzde, yaşanan bu teknik problemlerin Gerhard Berger ve Mateschitz’i pek memnun etmediği de ortadadır. Bu konuda yaşananları hafta içinde Berger’in; “Takımın satılacak olması ve bilinmezlik, çalışanların konsantrasyonlarını mutlaka etkileyecektir. Yine de konsantrasyonu üst düzeyde tutmak için elimizden geleni yapacağız” açıklaması bağlamında da değerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Malezya Grand Prix’si yarış içerisinde yaşananları (!!), yaşanmayanları ile 2008 yılının en fazla akıllarda kalacak olan yarışı olmayacağı açık. Ancak, sıralama turları sonrasında alınan kararları ile, sezonun tümünü etkileyebilecek olan bir konuma sahip. Bu kararın ardından bazı takımlar şimdiden sıralama turları formatının değişmesi gerekliliğini ifade etmeye başladılar bile. Format ve strateji gereği, son hızlı turunu atmış olan araçlar yakıt tasarrufu açısından belirli bir optimum hızda pite geri dönmek zorundalar. Aynı anda hızlı turuna devam edenler de pist üzerinde olunca, pistte yaşananlar karmaşık bir hal almaya başlıyor. Burada tartışmak istediğim konu, McLaren’lere verilen cezaların doğruluğu veya yanlışlığından ziyade, 100 km/saat hız sınırının altında seyreden yarış araçları ile, 250 km/saat sınırındaki araçların aynı anda pistin üzerinde bulunması durumunun yarattığı tehlike. Sepang, Formula 1’in en geniş pistlerinden birisi, ancak bu durumun eski jenerasyon ve dar olarak inşa edilmiş pistlerde çok daha fazla tehlike yaratması olası. Hele ki pistler üzerinde kör noktaların da bulunabileceği düşünülürse, durumun vahameti ortaya çıkıyor. Çözüm için ise yapılan en uygun öneri, sürenin bitimi ile birlikte son hızlı turunu atmış olan aracın belirli bir süre sınırlaması dahilinde (aynen yarış öncesi pitten Grid’e kadar gelmek için konulmuş olan zaman sınırlaması gibi) yeniden pit alanına dönmesinin sağlanarak, aracı belirli bir hız limitinin üzerinde tutulmasının sağlanması. Eğer bu tip bir önlem kısa sürede alınmazsa, daha fazla Grid cezasının yaşanmasını bir kenara bırakın, istenmeyen bir çok kazayla karşılaşmak bile olası olabilir ki, bu da Formula 1’deki güvenlik anlayışıyla hiç uyuşmayan bir durum.
Malezya Padok’undaki diğer bir göze çarpan isim ise, alışılmış kırmızı kıyafetleri yerine günlük kıyafetleri ile Ferrari garajında yerini alan Jean Todt’tu. Toro Rosso’yu satın alacağını basından öğrendiğini söyleyen ve ısrarla böyle bir olasılığın olmadığını vurgulayan Todt’la ilgili diğer dedikodu ise, Ferrari’deki görev değişikliği ile birlikte Max Mosley’den sonra FIA başkanlığına aday olacağı idi. Doğal olarak FIA başkanlığı ile ilgili dedikodu oldukça su götüreceğe benzemekte. Todt’un kariyerine ve kişiliğine baktığınızda; diplomatik kişiliği ve tecrübesi açısından FIA başkanlığı gibi bir makam için biçilmiş bir kaftan olarak görülmekle birlikte, Ferrari ile özdeşlemiş bir kişinin Formula 1’in bu konjonktürü içerisinde FIA başkanı olmasının büyük sakıncalar doğuracağını düşünmekteyim. Diğer motor sporları dallarını bir kenara bırakırsanız, medyanın gündeminde en çok yer alan motor sporunun Formula 1 olduğu düşünüldüğünde, Ferrari ile özdeşleşmiş bir başkanı olan bir kurumun F1’in kritik olayları hakkında vereceği kararların hemen hemen hepsinin tartışılmaya başlanacağını ve Formula 1‘in bu nedenle prestij kaybedeceğini ön görmek kahinlik olmayacaktır…
Bu haftayı sonlandırırken, 2009 yılı itibariyle yeniden Formula 1’i yayınlayacak olan BBC’nin 1990’lı yıllarda Formula 1 yayınına başlarken kullanmış olduğu, Fleetwood Mac’in “The Chain”i ile veda etmek istiyorum. “http://youtube.com/watch?v=JEP8vYDPy7A”. Türkiye’de uzun yıllardır Formula 1 TV yayını yapan kuruluşların bu ve diğer BBC F1 jeneriklerini izleyerek bir kez daha düşünmelerini öneririm…
Farınız açık, kemeriniz bağlı olsun |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |