| |
|
KOKPİT

F1 Irkçılığın Neresinde
 |
08.02.2008
Poyraz Savcı
|
 |
Sosyal bilimciler ve gözlemciler, siyahi pilot olmadığı gerekçesiyle Formula 1'in gerçek anlamda global bir spor olmadığını ileri sürüyorlardı. Bu görüş geçen yıl Lewis Hamilton'ın gelişiyle geçerliliğini yitirdi. Geriye dönüp bir analiz yapıldığında, Eskimo da olsanız, Apaçi de olsanız, Mauri de olsanız, Alman, Fransız veya İngiliz de olsanız, eğer dünyanın en hızlı kişileri arasında değilseniz ve asıl önemlisi çok da paraya sahip değilseniz Formula 1'de hiçbir şansınız yoktur.
Formula 1 son derece içine kapalı, sporun gerçek anlamda içinde olanların da Padok'un sınırları dışına hiç dikkatlerini çevirmedikleri, dışarıdaki muazzam evrene hiç ilgi duymadıkları bir organizasyondur. Dışarıda olan yetenekli birisi Formula 1'e girebilmek için olağanüstü birşeyler yapmak zorundadır. Hamilton da işte bu "olağanüstü" beceriyi GP2 Serisinde ortaya koydu ve Formula 1'e bileğinin gücüyle girdi.
Aslında Lewis Hamilton, Formula 1'deki ilk "siyah" değildi. 1986'da Willy T. Ribbs adlı bir başka siyah sporcu, Estoril'de Brabham ile test yapmıştı. Ayrıca, Formula 1 Dünya Şampiyonasında gerçek anlamda yarışan "ilk siyah" pilotun Lewis Hamilton olduğu öne sürülebilir, ancak Narain Karthikeyan'ın da beyaz olduğunu kimse iddia edemez. Trinidad'lı göçmen ailenin çocuğu olan Hamilton, İngiltere'nin Hertfordshire adlı küçük bir kasabasına yakın Tewin adındaki bir yerleşkede doğdu. Tewin'de bir kilise, iki pub ve bir orta boy market var. Baba Anthony bir IT uzmanı ve ailesinin orta sınıfın alt bölümünde yer aldığını söylüyor. Lewis daha 8 yaşındayken kartinge heveslendiğinde, Anthony oğluna iki nedenden dolayı büyük destek verdiğini söylüyor: "Öncelikle Lewis gerçek anlamda çok hızlıydı ve siyahtı".
Peki, Formula 1'de yarışan pilotun rengi, cinsiyeti, dini, milliyeti veya ırkı mı önemli, yoksa yetenekleri, hızı ve ortaya koyduğu performans sonucu elde ettiği başarı mı? Ne günlere geldik... Böyle bir sorunun aklımıza bile gelmesi bence aymazlığın dik alası.
Irkçılık sorunu her ne kadar son zamanlarda İspanyol futbolunda tırmanışa geçmiş olsa da, bu konuda İngilizlerin de "sütten çıkmış ak kaşık" olmadıklarını yeryüzünde bilmeyen yok. İngiltere'nin çeşitli ırklara, dinlere ve milliyetlere mensup en yoğun nüfusunun olduğu kent Leeds'dir. En şiddetli ırkçılık örnekleri de 2000 öncesi bu kentin ünlü futbol takımı Leeds United'da görülmüştür. Tabii zaman içersinde bu tür davranışlar Avrupa'nın diğer merkezlerine de ihraç oldu. İspanya da bu konuda bir başka örnek. İspanya'daki ilk ırkçılık örneği, 2004'te İngiliz (ironin boyutu ilginç) Ashley Cole ve Shaun Wright-Phillips aleyhine görüldü. İspanya ile İngiltere arasında yapılan dostluk maçında, İspanyol ırkçı fanatikler bu sporcular sahaya çıktığında ve her topla temaslarında "goril çığlıkları" atıyor ve yine goril hareketleri yapıyorlardı. FIFA ve UEFA duruma hızla el koyuyor ve İspanyol Futbol Federasyonuna 45 bin Pound ceza veriyordu. Yine ünlü siyahi Fransız golcü Thierry Henry aleyhine kullandığı aşağılayıcı ağır ırkçı sözler nedeniyle İspanya ulusal takımının teknik direktörü Luis Aragones de 2,000 Pound cezaya çarptırılıyordu. Barselona'da oynayan Samuel Eto'o ise aynı sorunu, takımının kendi stadında neredeyse her maçta yaşıyor. Benim anlamakta zorlandığım ve bir türlü somut bir bilgiye ulaşamadığım önemli nokta da, neden İspanyolların özellikle "siyah" ırka karşı böylesine şiddetli tepki gösterdikleri.
F1'de Irk Ayrımı Var mı?
Bu sorunun yanıtı "kesinlikle hayır". Formula 1'de böyle bir tartışmanın yapılması bile yersiz. Ancak "neden siyahlar yok" sorusu da sık sık gündeme geliyordu. 2002 yılında, bir dost toplantısında çeşitli spor dallarındaki siyahi sporcular üzerine yaptığımız tartışma sırasında, bırakın tam 5 yıl sonra Formula 1 Dünya Şampiyonluğunu kıl payı kaçıracak bir siyahi pilotun pistlerde boy göstereceğini, böyle birisinin Grid'de bile kendisine yer bulacağı aklımın ucundan geçmiyordu.
Kümülatif toplamda 65 milyar ile dünyanın en fazla izleyiciye sahip olan ikinci sporu olmasına karşın Formula 1 hep "beyaz adamın" dünyasıydı. Buna rağmen takımların kadroları neredeyse Birleşmiş Milletler gibiydi: 25'i aşkın ülkeden insan çalışıyordu ve bu durum günümüzde de devam ediyor. Ancak, neden hiç siyah bir pilotun Formula 1'e gelmediği de sıkça sorulan soruydu. Siyah erkek ve kadınlar özellikle atletizmde egemendi. Basketbol ise neredeyse siyah insanların sporu olmuştu. Futbolda da durum farklı değildi ve başta Fransa ve İngiltere olmak üzere siyahlar kendilerini kanıtlıyor, Rus ulusal takımında bile kendilerine yer buluyordu.
Futbol ile devam edecek olursak, ülkelerin nüfus dağılımlarına bakmakta yarar var. 90'lı yıllarda İngiltere nüfusunun sadece yüzde 2'si siyahken, İngiliz futbolundaki siyahların oranı ilginç bir şekilde yüzde 20'ye çıkıyordu. Aynı yıllarda İngiltere'de yapılan bir araştırma da, siyahların politika ve yaygın mesleklerde yeterli temsil edilmedikleri, ancak sporda son derece orantısız bir şekilde fazla oldukları gerçeğini ortaya çıkartıyordu. Bunun açıklaması ise, siyah ırkın genetik üstünlükleri ve doğal fiziksel yetenekleriyle yapılıyordu. Eğer bu açıklama paralelinde düşünecek olursak, Formula 1'de de durumun pek farklı olmaması gerekir diye düşünebiliriz.
Irkçılığın karanlık geçmişi
Ne yazık ki tarih hep siyah ırka karşı horgörme ve şiddet uygulamaları ile doludur. Bu son derece yoğun ve üzücü konunun ayrıntılarına girmeden, Formula 1'den örnek verecek olursak; Güney Afrika 23 yıl Grand Prixlere ev sahipliği yaptı. Bu dönemde 15 Güney Afrikalı (hepsi beyaz) pilot yarıştı ve bunlardan biri de Dünya Şampiyonu olan Jody Scheckter'di. Ancak Güney Afrika'nın çirkin yüzü burada da ortaya çıkıyordu. Ülkede yıllar boyu şiddetle uygulanan ve adı "Apartheid" olan ırk ayrımı nedeniyle uygulanan yasalar, Güney Afrikalı siyahların ülkelerinde Formula 1 yarışını izlemelerine (evet, yanlış okumuyorsunuz, seyretmelerine) bile izin vermiyordu.
Buna karşın, birçok kişinin bilmediği bir siyah neredeyse Formula 1'e adım atıyordu. Danimarkalı bir anne ile Jamaikalı bir babanın oğlu olan Jason Watt, 1999 Uluslararası F3000 Şampiyonasını 2. bitiriyordu. Motor sporlarında adı yaygın olarak bilinen Nijeryalı Prens Malik Ado İbrahim, Arrows F1 Takımı hisselerinin yüzde 70'ini almak üzere bir konsorsiyum kuruyor ve Formula 1 kamuoyuna yaptığı açıklamada, takımda siyah ırka yer vereceğini duyuruyordu. Prensin bu açıklaması Jason Watt için bulunmaz bir firsattı. Ancak gelişmeler farklı yönde gidiyor ve kader kendisine kötü bir sürpriz hazırlıyordu. 1999 yılının son günlerinde, bir fotoğraf çekimi sırasında geçirdiği motosiklet kazasında Jason'ın belden aşağısı felç oluyordu. Kaderin garip bir cilvesi sonucu, Prens Malik'in de Arrows F1 Takımı ile olan ve sonuçlanmasına ramak kalan ilişkisi bozuluyor ve Formula 1 sahnesinden kısa sürede kayboluyordu.
Japon Paradoksu
Aynı dönemde Formula 1'de beyazların dışındaki pilotlar Japon'du. Bir süre şansını deneyen Tayland (Siyam) kraliyet ailesinden Prince Bira Bhanubandh bir istisnayı oluşturuyordu. Yakın geçmişte ise Malezyalı Alex Yoong sahneye çıkıyordu. Japonların ve Yoong'un Formula 1'deki varlığını açıklamak kolay. Honda ve diğer Japon firmaları ile Petronas ve Malezya Turizm Bakanlığının ağırlığı yadsınamaz.
Tabii motor sporlarının ne denli pahalı bir iş olduğu da bilinen bir gerçek. İş finansman konusuna geldiğinde ise siyahların fazla şansı yoktu. Japonlarda ise durum çok farklıydı. Çok sayıda pilot olmasına rağmen, yetenek konusunda beyaz adamla boy ölçüşemiyorlardı. 1975'ten günümüze kadar geçen 33 yıllık dönemde, toplam 18 Japon pilot 450'yi aşkın GP'ye katılıyor, ancak hiçbiri zafere ulaşamıyordu. Ancak, Japonların Formula 1 tutkusunun önüne geçmek olası değildi. Motor teknolojileri ile spora damga vuran Japon otomotiv firmaları Honda, Yamaha ve şimdi de Toyota, ülkede Formula 1'e olan ilgiyi ciddi biçimde arttırıyor, ancak bir "ulusal kahraman" açlığı da aynı oranda yükseliyordu. Takuma Sato da beklenen hamleyi yapamıyordu. Bu arada "Yüzde 100 Japon" sloganıyla yola çıkan Aguri Suzuki maddi sıkıntı içersinde 2008 sezonunun hesaplarını yapıyor. Williams ise motor ortağı Toyota'nın baskısı ile Kazuki Nakajima'yı alıyordu.
Japon Paradoksundan çıkan sonuç, Formula 1'de paranın ve sanayinin işbirliği ile spora girmesinin önemini gösteriyor. Küresel otomotiv pazarına egemen olma arzuları ve bu konudaki agresif çalışmaları, Japonların motor sporlarında da "ulusal duygularını" ön plana çıkartma hedeflerini törpülemeye devam ediyor. Bu durumun çok yakın bir gelecekte Hindistan için de söz konusu olacağından kuşkum bulunmuyor. Jordan GP ile kısıtlı da olsa Formula 1 tecrübesi olan Narain Karthikeyan ve GP2 Serisinde başarılı bir performans ortaya koyan Karun Chandhok, Hindistan'ın ekonomik potansyeli ve teknik olananakları ile güçlenen ve yükselmekte olan otomotiv sanayi ile, yakın bir gelecekte sporda adlarını duyurma şansını yakalayabilirler.
Sonuç olarak, dünyanın lanetlediği ırkçılığın Formula 1 gibi üst düzey bir sporda, izleyici kitlede dahi olmaması en büyük dileğimiz. İster basketbol, golf, rugby, Amerikan futbolu, isterse atletizm olsun, siyah adamı hep bu sporların zirvesinde görüyoruz. Günümüz spor dallarının ağırlıklı olarak kurumsal katılım ve dolayısıyla çok büyük bütçelerle yapıldığı göz önüne alındığında, Formula 1'de egemen olan tek deri rengi "yeşil" diyebiliriz.
İspanya'da yaşanan çirkinliklerin bir daha hiçbir yerde olmaması dileğimle... |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |