| |
|
KOKPİT

Sansür
 |
10.01.2008
Orkun Özener
|
 |
Sokrates’in idamından bugüne değin yasa koyucular tarafından toplumun ahlaki, etik ve bazen de politik değerlerini korumak(!) adına uygulamaya konulan ve her gündeme gelişinde oligarşik zihniyete ilişkin yaptığı çağrışımlarla 21. yüzyıl insanlarını çileden çıkaran sıkı bir denetim mekanizması. Bu mekanizmanın olası son kurbanlarından birisi de Sunday Times Gazetesi için Formula 1 yazıları yazan eski bir pilot, Martin Brundle.
FIA’nın 2007 yılı Aralık ayında Martin Brundle ve Sunday Times hakkında hukuki girişimlerde bulunmak için adımlar atmış olması, dünyanın en modern ve en teknolojik sporunun yönetici koltuğunda oturanların, orta çağ karanlığının dogmatik düşünce yapısını savunuyor olmaları gibi bir durumu gösteriyor ki, bu olgunun anlaşılabilir olmadığını açıkça ifade etmem gerek. Formula 1 medyasındaki global isimlerin bu konudan neden uzak durdukları ise ayrı bir tartışma konusu.
Geçtiğimiz sezonda yaşanan tuhaf olaylardaki (McLaren, Ferrari, Renault skandalleri) reflekslerinde bir tutarlılık göremediğim kurumun, böyle bir konuda net ve hızlı tavır alması ise oldukça ilginç. Bu girişimi ile FIA’yı, milattan önce 400’lü yıllarda Roma’da kurulan ve asıl amacı toplum karakterini şekillendirmek olan sansür ofisine benzetmek sanırım yanlış olmaz. Ancak, eğer amaçları Formula 1 severlerin karakterlerini şekillendirmekse, dünya üzerinde iletişimin artık güvercinlerle değil, birkaç tuşla yürüdüğünü üyelere yeniden hatırlatmak isterim.
Bu konuyla ilgili olarak uzun bir süre sonra ilk kez Grandprix.com editörü Joe Saward ile aynı görüşteyim. Neden sadece bazı dokunulmaz kişiler Max Mosley’i eleştirebiliyor ve haklarında herhangi hukuki bir girişimde bulunulmuyor? Örneğin; Damon Hill ve Jackie Stewart gibi... Ve neden Ferrari hakkındaki dedikodu veya suçlamaların hiçbirisi McLaren ve Renault örneğinde olduğu gibi detaylı bir soruşturmaya tabi tutulmuyor?
Sir Jackie Stewart ve Damon Hill’in Formula 1 kariyerlerini tartışmak gibi bir niyetim olamaz. Peki ya Brundle? Gelin kendisine bir kulak kabartalım:
“Eski bir Formula 1 pilotu olarak, bu spor hakkında bir çok kişiden daha fazla fikir sahibi olma ve bunları açıklama hakkına sahip olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık olarak 400 yarışa katıldım. Bunların 158’inde bizzat yarıştım. Bu esnada yaralanmalar sonucu bir çok kez kanamalarla, kırılmış kemiklerle, dökülen göz yaşlarıyla baş başa kaldım. Yarış esnasında bir tanker ağırlığındaki yüklerle o koltuğun içerisinde ter döktüm. Bir çok şampanya töreni yaşadım, bir o kadar kötü durumda da dimdik ayakta durmayı başardım. Formula 1’e her zaman tutkuyla bağlı biri olarak, bundan böyle de devamlı olarak fikirlerimi en dürüst ve açık yoldan okuyucularla paylaşmaya devam edeceğim.”
Şimdi soruyorum; Martin Brundle’ın FIA’yı eleştirme hakkı var mı, yok mu? Kariyeri buna müsaade ediyor mu, etmiyor mu?
Bu sorunun cevabını bile tartışmak sanırım oldukça yersiz olacaktır. Peki o zaman Bay Mosley ve arkadaşları için sorun oluşturan nedir? Bay Mosley’nin, Bernie Ecclestone ile birlikte hakimiyeti ele aldığı 80’li yılların sonundan itibaren, spora oldukça büyük katkı sağladıkları bir gerçek. Aynı şekilde yol güvenliği açısından yapmış oldukları çalışmalar ve son yıllardaki bio kökenli yakıt programlarına verdikleri desteği de takdir etmek gerek. Ancak, Bay Mosley’nin özellikle 2000’li yılların başından itibaren özellikle Formula 1 adına izlemeye başladığı tek adam ve daraltılmış bir zümreyle idare (bir anlamda oligarşik) politikasının, FIA’yı bazen engizisyon kurumlarından farksız, monolog bir konuma sürüklediğini düşünüyorum. Bay Mosley’nin son FIA başkanlığı seçimlerinden önce yapmış olduğu istifa manevrası ve aldığı güven tazeleyici tepkiler ise bugünkü kararlarının, tutumlarının arkasındaki yegane dayanak.
Mosley’nin 2000 öncesine göre daha çok tepki alıyor ve daha sert refleksler veriyor olmasının nedeni ise, bence değişen Formula 1 konjonktürü ve iletişim ile ilgili. Çok basit olarak baktığınızda; 2000 öncesi ve sonrası Formula 1 bazlı İnternet siteleri sayısı ve bunlardaki haber zenginliğini bir karşılaştırınız. O yıllarda Coughlan’ın eşinin, iddia edilen belgelerin kopyalarının alındığı fotokopiciye teşekkür yazısını görmeniz mümkün değildi. Bugünse İnternet forumları aracılığıyla bu mümkün. Aynı şekilde Mosley’i eleştirenlerin fikir ve görüşlerinin bir çok kişiye ulaşması ve etkilemesi de mümkün değildi. Ya da diğer bir deyişle; Mosley adına muhalif bir kamuoyu yaratmak bugün eskisine göre çok daha kolay ve bu grup artık bu krallık döneminin bitmesi gerektiği inancında.
Mosley ve FIA ise Brundle üzerinden başlattığı hukuki girişimle medyaya göz dağı verme, veya bir anlamda Formula 1’de sansürü en tepeden yasal hale getirme yolunda. Bir gün o satırlara kendisinin de ihtiyacı olabileceğini unutarak…
Antik dönemle başladık, yine antik dönemle bitirelim isterseniz… Diogenes lahanalarını yıkarken, yanından geçen Aristipopas’a; “Lahana ile yaşamasını bilseydin, bir zalime dalkavukluk etmezdin” demiş. O da ona; ”İnsanlar arasında yaşamayı bilseydin, böyle lahana yıkamazdın” diye cevap vermiş… Ben lahana ile yaşamaya razıyım da, Formula 1 dünyasında yönetici kurum koridorları arasında yaşamayı becerebilenler, bu anormal duruma ne kadar sessiz kalabilecekler onu merak ediyorum… Umarım kalemleri bir gün bir makasın ucuna takılmak zorunda kalmaz.
Farınız açık, kemeriniz bağlı olsun. |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |