| |
|
KOKPİT

Jailhouse Rock
 |
05.12.2007
Orkun Özener
|
 |
“the warden threw a party in the county jail the prisonband was there and they began to wail the joint was jumping and the place began to swing you should have heard those knocked out jailbirds sing
“let's rock everybody let's rock everybody on the whole cell block they was dancing to the jailhouse rock”
Sözleri Jerry Lieber’a, müziği ise Mike Stoller’a ait olan ve 50’lerin sonunda Rock’n Roll ilahı Elvis Presley tarafından üne kavuşturulan bu parçayı sanırım bir çok kişi hatırlayacaktır. Aynı parça daha sonraları ünlü “Blues Brothers” filminin hapishanede geçen unutulmaz son sahnesinde, Joliet Jake’in solistliğindeki çıldıran mahkumlar bölümünde de yer buldu. Hatta bazı Rock’n Roll severler tarafından bu versiyonunun çok daha sevildiğini de itiraf etmek gerek. Sanal konjonktür sayesinde filmdeki hapishane konseri sahnesini izlerken birden Formula 1 dünyasına daldım desem…!!!
Nerden çıktı diyebilirsiniz. Ancak, 2007 sezonunda ve sezon sonrası hala devam eden süreçte yaşanan/yaşatılan çılgınlıkların (iyi/kötü/masum/çıkarcı/heyecan verici…) beni Joliet Jake’i dinleyen ve şuursuzca dans eden mahkumların içine atıverdi birden… Teknoloji casusluğu, esnek tabanlar, İnternet sitelerinde fotokopici avı, beyaz toz işi, pit duvarında mühendis tartaklama, 21. Yüzyılda en büyük bütçeli Formula 1 takımına ulaşamayan mail, çaylağın birinin Formula 1 dünyasında kafa tutması, şampiyonluğun ihtimali en düşük olana son yarışta gitmesi, önce verilmeyen, sonra verilen 100 M dolarlık cezalar, itiraf ve kendi takımını şikayet mektupları, sezon sonu gelmeden basılan şampiyon biyografileri… Tüm bunların bir ileriki aşaması sanırım daha vahim adli vakalar olsa gerek.
Jail Houserock’dan bahsetmişken, Blues Brothers’daki karakterlerle bir Formula 1 eşleşmesi yapmadan geçmek olmaz sanırım.
Hapishane Müdürü: Bu karaktere Max Mosley’den başkasını düşünemiyorum.
Solist: Elvis Presley, Joliet Jake derken bu karakteri sanırım Bernie Ecclestone’dan başkası oynayamaz. Aramızdan ayrıldığında bile bizi yaşadığına inandıracak kadar kurallarının bu dünyada etkin olacağını düşünürsek, pek abartı olacağını sanmıyorum.
Tenor Saksofon: “Spider Murphy played the tenor saxophone...” Parçanın sözlerinde örümcek Murphy’ye atfedilen bu karakteriyse, bir örümcek kadar zayıf olmasa da, saksofonun uzun boyuna ve cüssesine yakışacağını düşündüğüm Flavio Briatore bu iş için biçilmiş kaftan. Mavi gömleği, siyah güneş gözlükleri ve metalik sarı bir saksofonla tüm sahne konsepti tamamlanabilir. Eeee söz konusu Flavio ve yanık teni olunca, elbet makyaj yapacak bir güzel de bulunur.
Trombon: Little Joe yerine Ron Dennis uygun bir karakter olabilirdi sanırım. En azından pit duvarında sinirlendiği anlarda, trombonun dışa doğru uzanan kısmı ile Charlie Whiting’e kadar uzanabileceğini düşünürseniz oldukça komik görüntüler ortaya çıkabilir. Diğer yandan da nefesli bir saz olduğundan, Ron’u konuşurken görmeyi sevmeyenler için ideal bir çözüm olabilir.
Davulcu: İllinois’li davulcular… Davul (bateri) bir parçayı götüren en önemli tonlardan biri olduğuna göre, Formula 1 tarihinin en eski takımı Ferrari’nin CEO’su Luca di Montezemolo bu rolün doğal adayı olarak ortaya çıkıyor. Giyim stili konusunda bir Rock’n Roll davulcusuna benzetmek için modacıların üzerinde yoğun bir uğraş vereceklerini düşünsem de, ortaya çıkacak olan post modern İtalyan davulcusunu oldukça merak ettiğimi söylemeliyim. Eh bir de sahne için ikna etmesi var… Artık onu da Tifosilere bıraktım…
Peki ya çıldıran mahkumlar: Şimdilik bir çıldırma emaresi göremesem de, Nigel Stepney, Mike Coughlan ve olası sonuca göre bir kaç Renault çalışanı,47 nolu hücre ve diğerleri için aday gibi duruyor. Açık görüş günlerinde ziyaretçileri kim olur, ellerinde tesbihle bahçede volta mı atarlar, ya da klasik Hollywood tarzı olarak hapishanede vücut geliştirme ile mi uğraşmayı tercih ederler bilemiyorum ama… Formula 1 dünyasında çeşitli kesimlerde dillendirilen “böyle şeyler hep olur, olmaya devam edecektir” açıklamalarının ardından, ileriki günlerde/aylarda/yıllarda pek yalnızlık çekmeyeceklerdir. Tabii, doğal olarak Müdür Max Bey’in mooduna bağlı olarak.
Nigel’ın Mektubu ve Montaigne
2007 sezonunun bitmesiyle, gündemin daha çok test ve transfer dataları ile dolu olmasından dolayı Nigel Stepney’nin Max Mosley’e yazmış olduğu yaklaşık 4 sayfalık mektup gözlerden kaçmış olabilir diye düşünüyorum.
Nigel ana olarak üç bölüme ayırmış olduğu mektubunun birinci bölümünde; illegal olduğunu düşündüğü esnek taban uygulaması ile ilgili olarak Ferrari yetkilileri ile ilgili olarak bütün yaşadıklarını anlatmış ve “Charlie Whiting’in McLaren’in şikayeti olmasa bu konuyu araştırıp araştırmayacağını merak ediyorum?” şeklinde ilginç bir soruyla okuyanların kafasında soru işaretleri bırakmayı başarmış. Mektubun ikinci bölümü ise esnek tabanın teknik yapısı ile ilgili. Üçüncü bölüm ise Ferrari dokümanlarının yanlışlıkla(!!!) Mike Coughlan’ın eline geçişi ile ilgili. Nigel ileride bir takım direktörü olmak gibi bir hedefi olduğundan, incelemek için yanında bulunan dokümanlar, “ver bir bakıyım şunlara… aa yok bunlar senin işine yaramaz, ancak Catia kursunda kullanabilirsin… ama yine de bende kalsınlar, korkma bunlarla hiçbir şey yapmayacağım” tarzında ifade edilecek bir konuşmanın ardından Mike tarafından elde edilmiş olduğunu ifade etmiş…!!! İnanmak veya inanmamak size kalmış.
Nigel bu günlerde Ferrari deposunda bulunan beyaz tozun analiz sonuçlarını beklerken, ünlü Fransız deneme yazarı Montaigne’den bir alıntıyla yazıyı bitirmek istiyorum.
“Vicdan içimize korku saldığı gibi, suçsuzsak rahatlık ve güven verir bize. Ben kendimden söyleyebilirim ki, türlü kötü durumlarda, içimden geçeni niyetlerimin temizliğini gizlice kendim bildiğim, düşündüğüm için daha korkusuz adımlarla yürümüşümdür.” – Montaigne
Nigel Stepney bu mektubu yazmak için neden sezon sonuna kadar bekledi merak ediyorum doğrusu. Vicdanı mı rahat değildi, yoksa bizlerin henüz bilmediği başka şeyler mi var?
Farınız açık, kemeriniz bağlı olsun |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |