| |
|
KOKPİT

KING WILL & Arkadaşları
 |
01.09.2007
Orkun Özener
|
 |
Mücadele... Güler Yüz... Sıcak Kanlı İnsanlar... Ve tabii çok içten bir ev sahipliği... Güzel yemekleri de unutmamak lazım bu arada...
Formula 1’mi? Kesinlikle Hayır.... Ne Peki? İstanbul Park’ta geçen 3 günün arından bunun tek bir ismi var: “GP2 Serisi”.
Cuma sabahı 05:30’da uyanışın arından, İstanbul Park’ın kapısına henüz dayanmıştık. Formula 1 Padok’unun önündeki kapıdan, “Supporting Series - Destek Serisi” Padok’una doğru yol alırken gözüm Formula 1 Medya Merkezinde kalmadı değil. İstanbul’a hayatında ilk defa gelen ve geldiği gün piste gidebilmek için bizimle kuşluk vaktinde kalkmak zorunda olan Shangai TV yorumcusu ve Inside F1 Magazine yazarı Stacey Pan’ı Formula 1 Padok’una bıraktıktan sonra, akreditasyon mektubuma klasik hazır bir maille cevap veren Pasqualle Lattunedu’yu yad ederek yürümeye başladım. Bir yanımda şef editörüm Poyraz Savcı, diğer yanımda bir burukluk.
Önce turnikeler, sonra kısa bir yürüyüş dedikten sonra “WELCOME - GP2 Series - Hospitality” yazısının girişinde bulunduğu GP2 merkezinde kısa bir soluklanma yapmak için oturduğumuzu zannederken, oturduğum yerin aynı zamanda medya merkezi, aynı zamanda yemek salonu, aynı zamanda dinlenme salonu, aynı zamanda basın toplantısı salonu, vb. olduğunu öğrenince, ilk başta oldukça garipsediğimi söylemeliyim. Derken, aşağıda resmini görmekte olduğunuz GP2 Medya Sorumlusu Will Buxton’ın (King WILL) Ağırlama Merkezinden içeriye girmesiyle fikirlerim birden değişmeye başladı sanırım... Ama büyük bir şaşkınlıkla...

Bana doğru yaklaşan Will; “The bald and moustached man, Padokf1.com... (Kel ve bıyıklı adam, Padokf1.com) deyince birden kahkahayı patlattım.Ama hala olan biteni anlayamamıştım ki, sayın editörüm Poyraz Savcı’nın, Will’e beni en kısa yoldan nasıl tanıyabileceği konusunda vermiş olduğu ince detaylar sonucunda olayın nasıl açıklığa kavuştuğunu anlamış oldum... Birkaç ufak sohbetin ardından Poyraz Savcı’yı, 1986’dan beridir ait olduğu Formula 1 Padok’una doğru uğurladıktan sonra, elde fotoğraf makinesi çıktım pehlivan gibi GP2 Padok’una...
Bir yandan aynı motor ve aynı şase ile yarışan araçlar oldukları için fotoğraflama da sorun çıkmaz diye düşünürken, diğer yandan motor sporlarında her bir detayın çok önemli olduğunu bildiğim için, ilk başlarda oldukça çekingen olsam da, üçüncü günün sonunda fotoğraf makinasına baktığımda, Padok, pit alanı ve Grid’de toplam 300 küsur fotoğraf çektiğimi fark ettim ki, editörüm Pazar akşamı makinayı zorla boynumdan çıkardı... Padokf1 okuyucuları için hazırlayacağımız “GP2’nin Bir Günü” adlı özel dosya, belgesel için hiçbir detayı atlamamaya çalıştım... Bu dosya da çok yakında sizlerle birlikte olacak...
Dikkat ederseniz yazımın başlığında “King Will ve Arkadaşları”nı kullandım. Bu girişi yapmamın tek nedeni, üç gün boyunca GP2 Padok’unda yaşamış olduğum inanılmaz sıcak ortamdan başka bir şey değil...
Öncelikle tabii ki pistteki mücadeleden bahsetmek lazım; aynı şase, aynı motor, aynı aktarma organları ve sadece set-up farklılıkları ile yarışan çılgın gençlerden oluşan bu seri, sizlerinde TV’de izlediğiniz gibi oldukça zevkli ve heyecanlı... Ancak pistin üzerinde birbirleri ile kıyasıya hırçın bir biçimde rekabet eden bu pilotlar, yarış sonrasında bir anda çok farklı bir havaya bürünüyorlar. Öncelikle tüm takımların, tüm pilotların, tüm takım patronlarının, tüm medya mensuplarının ve çalışanlarının yemek yemek ve çay, kahve, vb. gibi ihtiyaçlarını gidermek için kurulmuş olan bir tek nokta var: “ GP2 Hospitality Center”. O nedenle yarış sonrası haberinizi girerken, biraz önce podyuma çıkmış olan 3 pilotun da aynı masada yemek yiyip, şakalaşırken sohbetlerine katılabilme şansınız var... Ya da herhangi bir yarış takımı patronu kahvesini yudumlayıp tatlısını yerken, seri hakkındaki düşüncelerini alma şansınız da... Veya bir yarış öncesi yemekte mekanikerlerle set-uplar hakkında genel bir konuşma yapma şansına da sahipsiniz... Kısacası GP2 Padok’unda kimse sıcak bir merhabayı sizden esirgemeyecektir. Çünkü organizatörler gerçekten serinin ruhunu yansıtır bir biçimde, tam bir aile yaratmayı başarmışlar.
Bu arada, ilginç bir isimden daha söz etmek istiyorum sizlere: Bernard Dudot... Kim diye soracak olursanız, kendisi GP2 Serisinin mühendislik departmanının direktörü. Ama bence ondan daha da önemlisi, Bernard 1976’da Renault’nun ilk Formula 1 otomobili olan RS01’in turbo motorunun ve efsanevi Renault V10 motorunun tasarımcısı. Kısacası, tasarımları gibi kendisi de Formula 1’e 30 yılını vermiş efsanevi bir mühendis. Siz Padokf1 okuyucuları için Bernard ile de ufak bir röportaj yaptık ve daha çok eski yılları konuştuk kendisiyle... Bu röportaj da çok yakında Padokf1.com da sizlerle olacak.
Son olarak...
Her sabah o kalın ses tonuyla günaydın diyen Christian Staurenghi’ye, her piste gidişimde laptopumu güvence altına alan Françoise’a, 35 derece sıcağın altında yüzlerce derecelik fırınlarda insanları doyurmak için çalışan şefler; Tahfani Fabdizio, Gatto Giorgio’ya, her derde deva Talya Ludovic’e ve GP2 merkezinin en çok çalışanları Immordimo Alessandra ve Neuhause Natthalie’ye ve dostça bir hafta sonu geçirmeme vesile olan herkese teşekkür ederim...
Üçüncü günün sonunda, bu kez GP2 Padok’undan ayrılmanın verdiği buruklukla yürümeye başladım... Bir dahaki sefere görüşene dek dostlar...
Farınız açık, kemeriniz bağlı olsun... |
 |
 |
 |
| DİĞER YAZILARI |
|
|
|
|
|
 |
|
 |